IPB

Hoşgeldiniz Giriş · Kayıt Ol

Ermenilerden Özür Dileyen Sahte Aydın Zihniyetine Yeter Artık!

 
> Türk Silahlı ve Silahsız Kuvvetleri
Beğeni 5 V
Ahmet K.
mesaj 10.05.2008, 17:22
İleti #1


...

Grup Simge
İleti: 231
Konu: 63
Katılım: 22-02 08
Nereden: İSTANBUL
Üye No: 17.224

FYL Bilgileri
FYL: 203.764
Dolabını Karıştır
FYL Yolla




TÜRK SİLAHLI VE SİLAHSIZ KUVVETLERİ


Türkler
tarihin bilinen en eski kavimlerinden biridir.
Haliyle sosyal yaşantıları, askeri düzenleri hep varolmuştur.
Başarısız olsalardı; bugün tarih sahnesinde olmazlardı. Binlerce savaş, vuruşma, göç, diğer kavimler arasında kaybolmaya rağmen bugün dünya üzerinde 200 milyonu aşkın Türk yaşamakta.
Türklerin en büyük özelliklerinden biri askerlik konusundaki yetenekleri.
Tarihin bir çok döneminde Türk askerinin kendinden kat kat fazla rakiplerini yendiği görülmüştür.
Geliştirdiği taktiklerle düşmanlarını hep şaşırtarak yenmiştir Türkler.
Bugün modern ordularda kullanılan rütbeler, Alay, Tabur, Bölük birlik sistemi Türklerin askeri başarılarını işaret etmektedir.

Hal böyleyken Osmanlı döneminde zamanın en üst teknolojisine de sahip olan Türk Ordusu rakipsiz idi.
Ne zamanki rehavete kapılıp ülkede din esaslı düşünce sisteminin etkisi artınca silah teknolojisi ve askeri düzen etkisini yitirmeye başladı.

Bugün Batı dediğimiz ülke halkları daha 18.yüzyıla kadar "savulun" diyerek kakalarını kaba yapıp dışarı atarken atalarımız sabunlarla hamamlarda yıkanıyor, akıl hastalarını müzikle tedavi ediyor, matematik ve tıpta bugünün temellerini atan araştırma ve geliştirmeler yapıyorlardı.
Kendini yüksek yerlerden ayaklarından sallandırma ve atma gibi olağandışı sporların atası bile Hazerfen Ahmet Çelebi değil mi?

Dünyaya hükmeden Türk, gene kendi kendinin ayaklarına dolanarak gücünü yavaş yavaş yitirdi ve sonunda "hasta adam" oldu.
Hastalıktan Mustafa Kemal sayesinde kurtulan Türk Milleti, yeni bir devlet ve ordu kurdu.
Yeni devletin önde gelen bütün devlet adamları hep askerlerdi. Ne zamanki devlet kendi ayakları üstünde durmaya başladı Atatürk ya askerliği ya da bulundukları görevleri tercih etmelerini istedi askerlerden.
Atatürk döneminden sonra Ordu hep devletin siyasi kararları dahil etkili bir unsuru olmuştur. Çünkü Türk Ordusu "Millidir"; halkın arasından çıkan kişilerden oluşmuştur. Bu nedenle milletin menfaatleri doğrultusunda kararlar alır ve uygular Türk Ordusu.
Hiç bir siyasi oluşuma destek olmamıştır, "Kemalizm" dışında!
Kim ki Kemalist ideoloji doğrultusunda siyaset yapar ona yakın, kim ki bu ideolojiye uzak ona da uzaktır Ordu.
Bundan daha doğal bir şey de olamaz zaten, vatanına ve milletine kim veya hangi parti hizmet ediyorsa ona karşı değildir, tersi olursa karşıdır.
Bu Ordunun mensupları bu ülke dışından belli bir zümreden alınmıyor, mezheplere göre veya başka kriterlere göre ayrım yapılmıyor.
Bu milli ordu şunun bunun hizmetinde değildir, kendi vatanını ve milletini korur.

Bu iktidar zamanında karşılaşılanlarla Türk Milleti, daha önce 1919-1922 yıllarındaki işgal sırasında karşılaşmıştı: Kendini ve cebini düşünen işadamları, satılık ve hain siyasetçiler, satılık ve hain gazeteciler, basın patronları...

Mustafa Kemal önderliğinde vatanseverler, işgali zül addeden halkla birlikte bu işgalcileri önce savaşarak, sonra da masada savaşarak kovmuştu.
Savaşarak Türk Milletinin bileğinin bükülemiyeceğini 1000 yılda artık! öğrenen batılı uluslar,bunun önce ekonomik, kültürel ve sosyal yönden yavaş yavaş olmasını, iyice zayıflayınca o zaman tam işgalin gerçekleşeceğini görmüşlerdir.
Şu anda "Milli" olan hiç bir "Türk" hükümetinin ve "Meclisinin" kabul edemiyeceği bir çok kanun ve kararlar, uygulamalar kabul edilmekte, uygulamaya konulmaktadır.
Daha önce de yazdık: Anayasa daha Türkiye'de hiç kimsenin önüne konmadan ABD'de üniversitelerde açıklandı.
Şimdi de daha konunun muhatapları Yargı mensupları görmeden, tartışmadan AB "Komiseri" Rehn'in önüne attılar "yargı reformu" adı altında, yeni bir baş eğme belgesini.
Kapatılma davası açılınca AKP ve AB'nin savundukları en büyük dayanak "HALK TARAFINDAN SEÇİLMİŞ OLMAK" idi.
A be imansızlar Oli REHN bir Türk yetkilisi mi? Hangi seçimle devletin başına geldi de "MÜLKÜN TEMELİ OLAN ADALETİ" bir yabancının onayına sunarsınız?
"Milli?"Eğitim Bakanı ile bu "Komiserin" fotoğrafına bakınca bir Türk vatandaşı olarak utandım...
Adam basit bir bürokrat ama verilen tavizler, takınılan tavır yüzünden haşmetmaapları Kraliçe Elizabeth'in Türksland Valisi veya Haçlı Seferleri Başkomutanı İmparator 2.Bush'un Eyalet Valisi pozunda ayak ayak değil de nerdeyse, but but üstüne atabilmiş!
Bu kadar utanç, bu kadar taviz, bu kadar işgal nereye kadar?
% 47 oy verenden çıkmayacak bunların faturası, vermeyen % 53 çoğunluktan ve Türkiye'den çıkacak!
Bütün bunlar olurken,Türkiye'nin elindeki siyasi, mali, yer altı, yer üstü, insan gücü kaynakları birer birer yabancıların ve hatta Türklerin kanını içmek isteyen Yunan ve Ermenilerin eline geçerken pasifize edilmiş ve/veya edilmek istenen TSK'nın müdahale etmesini beklemek biraz TSK'ya haksızlık olur.
TSK her ne kadar "koruma ve kollama" görevini ifa etmek için hazır olsa da bu kadar çok yönlü bir saldırılar silsilesi karşısında " kendini nasıl tanımlıyorsa: ulusalcı, vatansever, milliyetçi kısaca millici kim varsa" önce uyanık olarak, sonra da hayatını sürdürdüğü her yerde tepkisini oyla, yazıyla, seslenerek, alışveriş yapmayarak, yetiştirerek, yayınlayarak velhasıl bütün olanak ve yeteneğiyle "bu hayasızca akına" DUR! demesi gerekmektedir...

Seçimleri bekleyelim "OY"larımızla tepki gösterelim diyene kadar geçecek zaman içinde yeni yeni saldırılar, tertipler, satmalar olacak bize de "OYOYOY AMANIN," demekten başka bir şey kalmayacak...


Ahmet ER / 10.05.2008
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 10.05.2008, 17:22
İleti #


Daha iyi hizmet için sitemize destek olabilirsiniz!







FYL Bilgileri

FYL Yolla




Muhabbet.org - Arkadaşlıkların başladığı nokta..

Kore Savaşları
Kore Kahramanlarının Web Sitesi korekahramanlari.org
Erdal Sarızeybek
Emekli Albay Erdal Sarızeybek Sorularınızı Cevaplıyor erdalsarizeybek.com.tr
Go to the top of the page
 
Quote Post
FikrimYok
mesaj 10.05.2008, 18:06
İleti #2


...

Grup Simge
**********
İleti: 27.721
Konu: 9.347
Katılım: 20-04 06
Nereden: Ankara
Üye No: 4

FYL Bilgileri
FYL: 27.193
Dolabını Karıştır
FYL Yolla


QUOTE
Bu kadar utanç, bu kadar taviz, bu kadar işgal nereye kadar?


Siyasi onursuzluğun sınırı yok..

Bu azgınlığın bedeli ağır olacak gibi geliyor bana, ancak Türkiye Cumhuriyetine verilen zararların faturasını telafi etmek mümkün mü? Bence imkansız..

Silahlı kuvvetlerin demokrasimize (Türkiye'de demokrasi yoktur bence, o da başka) müdahalesini savunmuyoruz ama bu silahsız kuvvetlerin, ülkeyi işgale peşkeş çekmesine ne demeli?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Erengün
mesaj 10.05.2008, 19:06
İleti #3


...

Grup Simge
İleti: 146
Konu: 1
Katılım: 28-04 06
Üye No: 60

FYL Bilgileri
FYL: 3.989
Dolabını Karıştır
FYL Yolla


Düşman hem içimizde hem de düşman tepemizde. Bunlara oy verenler benim düşmanım Yunanın, Fransızın, İngilizin dostudur.

Vatana taraf ve karşı taraf olanları tanımanın zamanı geçiyor bile.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Seramis
mesaj 06.08.2008, 18:44
İleti #4


...

Grup Simge
İleti: 17
Konu: 0
Katılım: 20-09 07
Üye No: 9.349

FYL Bilgileri
FYL: 549
Dolabını Karıştır
FYL Yolla


Türk Silahlı Kuvvetleri hazineden halka kömür dağıtsa bak nasıl yandaş bulur. Türkiye'yi koruma görevi varmış, bu kimin umurunda. Savaş zamanı kıymeti bilinir ancak. Millet hep böyle paşa paşa yatacağız sanıyor. Kafayı çalıştırsa sağdaki soldaki savaşları görse ya. Ders çıkartsa.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Ahmet K.
mesaj 16.08.2008, 14:08
İleti #5


...

Grup Simge
İleti: 231
Konu: 63
Katılım: 22-02 08
Nereden: İSTANBUL
Üye No: 17.224

FYL Bilgileri
FYL: 203.764
Dolabını Karıştır
FYL Yolla


ALINTI:(Seramis @ 06.08.2008, 17:44) *
Türk Silahlı Kuvvetleri hazineden halka kömür dağıtsa bak nasıl yandaş bulur. Türkiye'yi koruma görevi varmış, bu kimin umurunda. Savaş zamanı kıymeti bilinir ancak. Millet hep böyle paşa paşa yatacağız sanıyor. Kafayı çalıştırsa sağdaki soldaki savaşları görse ya. Ders çıkartsa.


Rusya Gürcistan'a girince ;hayatı boyunca TSK'nın işyerinden nasiplenip te büyüyenler ama zayıflatmak için elinden geleni ardına koymayanlar şimdi caydırıcı gücü olan Silahlı Kuvvetlerin gerekliliğini görüp "güçlü bir ordu" istemeye başladılar... Ne garip bir ironi?
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Mavi_1
mesaj 17.08.2008, 23:19
İleti #6


...

Grup Simge
*********
İleti: 9.890
Konu: 4.560
Katılım: 16-04 07
Nereden: Ankara
Üye No: 2.506

FYL Bilgileri
FYL: 58.438
Dolabını Karıştır
FYL Yolla


ALINTI:(ahmetk @ 10.05.2008, 17:22) *
Ne zamanki rehavete kapılıp ülkede din esaslı düşünce sisteminin etkisi artınca silah teknolojisi ve askeri düzen etkisini yitirmeye başladı.


Belki konu dışı bir soru olacak ama yazınızın içinde geçtiği için sorma gereği duydum. "din esaslı düşünce sisteminin etkisi " derken ne anlatmak istediniz? Daha önce farklı birdüşünce sistemimi vardı? Osmanlı İmparatorluğunun yönetim şekli neydi? Osmanlı devletinin yıkılış sebebi DİN midir? Bunu sormamın nedeni din esaslı düşünce sisteminin askeri düzeni zayıflatmış olmasını söylemiş olmanızdır...

Bizim askerimiz değil midir "ALLAH ALLAH" nidalarıyla düşmanın üzerine yürüyen?

Şair Mehmet Akif değil midir?

ULUSUM KORKMA NASIL BÖYLE BİR İMANI BOĞAR
MEDENİYET DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR


mısralarını yazan?

Diğer bir sorum ordumuzun kemalist olduğunu yazmışsınız, Kemalizm nedir? Atatürkçülük nedir? Bunlar aynı şeyler midir?



Bu ileti Mavi_1 tarafından 17.08.2008, 23:20 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Ahmet K.
mesaj 20.08.2008, 13:29
İleti #7


...

Grup Simge
İleti: 231
Konu: 63
Katılım: 22-02 08
Nereden: İSTANBUL
Üye No: 17.224

FYL Bilgileri
FYL: 203.764
Dolabını Karıştır
FYL Yolla


Sayın mavi 1,

ATATÜRKÇÜLÜK :
ATATÜRKÇÜLÜK İLKELERİ


Atatürkçülük, Türkiyenin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir. Türk milletinin iredesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür. Atatürkçülük, her şeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe bağımsızlığa kavuşmadır.

Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmadır, batılılaşmadır;bir diğer anlamda da modernleşmedir; hür düşünceyi temsil eder, hürriyet ve demokrasi anlayışıdır.

Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama demektir; laik bir düzen kurma, müsbet bilim zihniyetiyle devleti yönetmedir. Bu iki anlamıyla Atatürkçülük, Türk toplumuna uygun sosyal ve siyasal kurumları kurma ve modern toplum olma demektir.

Atatürkçülük ilkelerini “Temel İlkeler” ve “Bütünleyici İlkeler” olmak üzere iki grupta değerlendirmekteyiz. “Temel İlkeler”: Cumhuriyetçikik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılıktır. “Bütünleyici İlkeler” ise: Milli Egemenlik, Milli Bağımsızlık, Milli Birlik ve Bereberlik, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”, Çağdaşlaşma, Bilimsellik ve Akılcılık, insan ve insanlık sevgisidir.



ATATÜRK’ÜN KENDİ İFADESİYLE İLKELERİNİN TANIMI


I.TEMEL İLKELER



1-Cumhuriyetçilik:

Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.(1924)

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)

Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir... (1925)

Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı cumhuriyet’tir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)



2-Milliyetçilik:

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir. (1930)

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı, hep bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923)

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)



3-Halıkçılık:

İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamızla tespit edilmiştir. (1921)

Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921)

Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibarıyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)



4-Devletçilik:

Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)

Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)

Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiçbir piyasa da başıboş değildir. (1937)



5-Laiklik:

Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)

Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)



6-İnkılapçılık:

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görüşleriyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925)

Biz büyük bir inkılap yeptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)





II- BÜTÜNLEYİCİ İLKELER



1-Milli Egemenlik:

Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir; milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitliğin ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunmasıyla devamlılık kazanır. Bundan dolayı hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)



2-Milli Bağımsızlık:

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)

Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)



3-Milli Birlik ve Beraberlik:

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. (1919)

Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)

Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)



4-Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulh:

Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)

Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakisinde en esaslı amil olsa gerekir. (1919)

Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)



5-Çağdaşlaşma:

Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz. (1925)

Biz batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)



6-Bilimsellik ve Akılcılık:

a) Bilimsellik: Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924)

Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet bilimdir. (1933)

b) Akılcılık: Bizim, alık, mantık, zekayla hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925)

Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)



7-İnsan ve İnsanlık Sevgisi:

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. İnsanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir. (1931)

Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)




Prof.Dr.Emre KONGAR'ın tarifine göre KEMALİZM :

kemalizm; teorik temellerini 19.yy liberal filozoflarından, pozitivist akımdan, fransız ihtilali ve getirdiği ulus-devlet sistematiğinden, jön türk hareketinden ve osmanlı'nın dönem için en aydın sınıfı olan harbiye içinde oluşan akımlardan alan, bu altyapıyı, tarihinin deneyimleriyle, türk milletinin genel yapısıyla ve sosyolojik şartlarla harmanlayan, türkiye şartlarına ve türkiye'ye özgü bir düşünsel harekettir.

tarihi arka planına, düşünsel bağlantı noktalarına, bu düşünsel hareketin temel önermelerine ve ilkelerine geçmeden önce kelimenin kökeni problemi hakkında birkaç kelam etmekte fayda olacaktır.

birinci dünya savaşı ertesinde itilaf devletleri'nin osmanlı imparatorluğunu işgal ederek "doğu sorunu"nu çözmesini müteakip, türk milleti bu işgale açıkça karşı çıkmaya başlamıştır. savaşının bitişinin ertesinde oluşan sessizliğinin gümbürdemeye dönüştüğü bu zamanlarda, britanya imparatorluğu hükümeti'nin istanbul'u zapt-u rapt altına almasını müteakip şiddetlenen kuvay-i milliye hareketleri, mustafa kemal, ismet inönü, ali fuat cebesoy, rauf orbay, kazım karabekir, fevzi çakmak gibi bugünün milli kahramanlarının da katılımıyla belirli bir organizasyon süreci içine girmiştir.
anadolu ve rumeli müdaafi hukuk cemiyeti'nin mustafa kemal önderliğinde kurulmasından sonra bu hareket daha düzenli bir payandaya oturmuştur. bu devirlerde britanya hükümeti'nin temsilcileri de bu hareketleri takip etmeye başlamıştır.
anadolu ve rumeli müdafaai hukuk cemiyeti ve daha sonra büyük millet meclisi * şeklinde mücadelesini sürdüren bağımsızlıkçı hareket, işte bu ahvalde bizzat britanya hükümeti'nin yetkili organlarınca "kemalist" olarak adlandırılmış, bu itibarla, mandacılardan ve itilaf kuvvetleri işgaline padişah vahdeddin'in arzu ettiği şekilde yaklaşanlarla ayrılmıştır.
hareket gelişmesini sürdürürken türk kuvay-ı milliyecileri içinde "kemalist" olanlar diye ayrı bir hizip oluşmamıştır ancak mustafa kemal atatürk'ün, büyük millet meclisi tarafından büyük oy çokluğuyla başkomutanlık görevine getirilmesi ve takiben büyük yetkilerle donatılmasıyla meclis içinde oluşan bir grupça böyle bir hizbin varlığı söylenegelmiştir. devir içinde halide edip adıvar dahi kendisini kemalist olarak nitelendirmemekte "türkiye'yi makedon'un tekine teslim edecek değiliz." diyebilmektedir.
sakarya savaşı, sonrasında dumlupınar meydan muharebesi ve büyük taarruz ile düşman kuvvetleri memleket sathından atıldıktan ve mudanya müterakesi imzala olunduktan sonra başlayan cumhuriyetçi devrim hareketleriyle, halk fırkası adıyla maruf oluşum en açık şekliyle "kemalist" olarak ortaya çıkmıştır. ikinci meclis'in kuruluşuyla başlayan ve "kemalist" bir devrim" projesiyle ortaya çıkan cumhuriyet halk fırkası'nın eylemleri, mustafa kemal atatürk'un vefatından sonra, ismet inönü'nün göreve gelmesiyle belirli bir düşünsel ve teorik değişime uğramış bu arada kemalizm'in liberal kanadını temsil eden celal bayar ve arkadaşlarının partiden kopuşu cumhuriyet halk fırkasının "kemalist" düşünce sistematiğinde de darbe yaratmıştır.
recep peker'in oluşturduğu ve daha sonra yön hareketiyle devam edecek klik ikinci dünya savaşı yıllarının politik atmosferinden de etkilenerek kemalizm'i değiştirmiş, ismet inönü'nün tutucu peyandası altında daha devletçi bir düşünsel yöne çekmiş bu itibarla köklerinden ve mustafa kemal'in düşünce yapısından onu sıyırmıştır.
çok partili siyasi hayata tam manasıyla geçiş, demokrat parti'nin iktidara gelişi, arkasından 27 mayıs hareketiyle devam eden tarihsel süreç içinde gerek sol gerek sağ olarak tanımlanabilecek siyasi hareketler "kemalizm"le "devlet desteğiyle burjuvazi yaratma" noktası hariç düşünsel bağlarını koparmış, bu arada devlet geleneğinide değiştirmişlerdir. her ne kadar askeriye ve dış işleri kemalist bir düşünce yapısında olduğunu iddia etse dahi, gelişen zamanın, bakış açılarının ve iktidarların etkisinden kendilerini kurtaramamış ve onlarda kemalist düşünce yapısının tam manasıyla görüldüğü yerler olmanın dışına çıkmıştır. bu tarihsel süreç "kemalizm"in ne olduğu sorusununda cevabını meşkuk bir hale getirmiş, en sonunda sami selçuk gibi yargıtay başkanlarının dahi "öyle bir düşünce yoktur." diyebildiği bir ortam oluşmuştur.
bu itibarla türkiye'nin bugün içinde bulunduğu problemlerinin sebebinin kemalizm olmadığı da rahatlıkla söylenebilecektir.