Savcının iddianameye kesin olarak koyup koymadığını bilmiyorum, ama bölücü ve şeriatçı kökenli medya da bugün baş haber “Güngören Bombaları, ABD Konsolosluğuna saldırı, hatta Selimiye Kışlasına havan mermileri ile yapılan saldırı Ergenekon’un işi” başlığı ile çıktı…
Daha doğrusu başlıkları böyle atmışlar… Haberin içeriği ise; Savcı Ergenekon örgütünün bu saldırıları yapmış olabileceği konusunda iddiaları araştırılıyormuş. Ancak bir gazeteci önünden geçerken bu tür gazetenin baş sayfasını okuyanın kafasında soru işareti rahatlıkla oluşturulur. Zaten maksat bu…
Az okuyan çok düşünen vatandaşımız böyle bir manşeti gördüğünde “Vay be bu şerefsizler kendi vatandaşını bombalayacak kadar acımasızmış, Amerikalılara kafa tutacak kadar korkusuzmuş, koskoca Selimiye Kışlasına havan mermisi atacak kadar gözü pekmiş” diyecek.
Allah aşkına dünyanın hangi ülkesindeki hukuk sistemi her duyulanı, görüleni, bulunanı iddia olarak araştırmak lüzumu hisseder veya delil olarak kabul eder?
Zihinlerimizi bulandırmaya, adeta iğfal etmeye yönelik böyle bir bilgi kirliliği, böyle bir kirli propaganda Cumhuriyet tarihinde kesinlikle olmamıştır. Başka bir örneğini bana gösteremezsiniz.
Ilımlı İslam adı altında ABD mandası bir şeriatçı devlet kurabilmek için Türkiye Cumhuriyetinin önemli kurumlarını ve değerlerini doğru dürüst hiçbir delile dayanmadan, bu kadar suçlayan başka bir kampanya hiç olmamıştı.
Kardeşim, Güngören Bombaları Ergenekon’un işiyse, şu anda içeride tuttuğunuz masum insanı hangi gerekçe ile hala içerde tutuyorsunuz? Adamın sebep sonuç ilişkisine dayalı ifadesi boy boy gazetelerde yayınlandı, o zaman bu ifade işkence altında alınan düzmece bir belge ise nasıl tutuklama gerekçesi olabilir?
ABD Konsolosluğu saldırısında vurulan üç teröristin Ergenekon’la bağlantısı ne? Elinizde bu teröristlerin Ergenekon’la bağlarını tespit etmiş olsanız daha ilk günden itibaren bas bas bağırırsınız. El Kaideye kıyamıyorsunuz, biliyorum. Kardeşlerinizin masum polisleri şehit etmesini kabul etseniz, taraftar kaybedersiniz. Ama diğer yandan da bunu El Kaide’nin yaptığını bile bile hedef şaşırtmak zorunda hissediyorsunuz… İki yüzlülüğün böylesine pes…
Güngören bombalamasında masum insanların, bebeklerin şehit olmasından dolayı PKK bu eylemi kabullenemiyor. Her zaman ki politikası. Ama PKK, Selimiye’ye yapılan havan saldırısını kendi bünyelerinde yeni kurulan “Devrimci Karargah” isimli bir örgütün yaptığını kabul ediyor. Buna da yok diyemezsiniz…
İnsan iftira ve çamur atarken bile ölçülü ve inandırıcı olmalı.
Türk Milletinin beyninin ırzına geçtiniz. İnsanımız, sizin bu iftira kampanyalarınızla neyin doğru neyin yanlış olduğu ayrımını yapamaz hale geldi.
●●●●●
Parantez açıp belirteyim. Ben Ergenekoncu falan değilim. Böyle bir örgütü tanımam, etmem. Adamların masum olduğu taahhüdünde de bulunamam. İçlerinde elbette kirli işlere bulaşmış, yasadışı tipler de vardır. Gözaltına alınanların büyük bir bölümünün masum olduğuna inanıyorum. Diğer yandan aklım başım hala yerinde; Ergenekon kisvesi altında yapılan hukuksuzluklara da, kurunun yanında yaşında yanmasına seyirci kalamam.
İddianamenin 1400 sayfasını okuduktan sonra okumayı bıraktım. Gerek de görmedim. Zaten iddianamede yer alan hususların büyük bir kısmı şimdiden çürütüldü. Adı üzerinde iddianame. Birisi iddia edecek, diğeri de öyle olmadığını ispatlayacak veya delilleri çürütecek.
İddianame ve bunun üzerinde yapılan spekülasyonlar önümüzdeki yıllarda Hukuk Fakültelerinde ders olarak okutulursa şaşırmam…
Şimdi bakın…
Meseleyi tarafsız gözle okuyun. Doğu Perinçek’i seversiniz veya sevmezsiniz. Bunlar bir hukuksuzluk yapılmasına dayanak olamaz.
İddianamede, Doğu Perinçek’in Veli Küçük paşayla bir buluşma hikayesi var, tam bir komedi… Sayfalarca Doğu Perinçek’in Veli Küçük ile buluşması ve irtibatları araştırılmış ve delil olarak ortaya konulmaya çalışılmış. İyi, güzel.
Ama, bir bakıyorsun, Doğu Perinçek bu kadar sayfayı tek bir delil ile yerle bir ediyor. Diyor ki, “Kardeşim sizin benim Veli Küçük ile irtibatta olduğum, buluştuğum konusundaki iddialarınız doğru değildir. Ben o tarihlerde zaten Haymana Cezaevinde tutukluydum. Cezaevindeyken Veli Küçük’le nasıl buluşabilirim, açın, cezaevi kayıtlarına bakın”
Aynı iddialar, iddianamede yer alan Ergenekon’un Uğur Mumcu suikastından, Sabancı suikastına kadar bir çok suikastın arkasında Ergenekon olduğuna dair MİT belgesine dayalı açıklamada yer alıyor.
MİT böyle bir belgenin ve iddiaların doğru olmadığını söylüyor. Bizim böyle bir belgemiz yoktur, diyor. Bir anda iddianamenin neredeyse 50 sayfalık bölümü boşa çıkıyor.
Bu sefer aynı tetikçi basın lafı dolaştırıyor, suyu bulandırıyor. Güya bu sahte belgenin Doğu Perinçek’in ev ve işyerinde yapılan aramada çıktığını söylüyor. Diyor ki MİT’e ait belge Perinçek tarafından sahte olarak tanzim edilmiş, bu suikastlarda hedef şaşırtmaya yönelikmiş… Hasbinallah…
Kardeşim sahte belge iddianameye konu mu? Bir belgenin sahte olabilmesi için o belgenin resmi ve hukuki bir işlemde kullanılması gereklidir. Bunu ben demiyorum, Türk Hukuk sistemi diyor. Bir gazeteciye veya siyasi bir lidere her gün binlerce evrak yağar. Bunun hangisi doğru, hangisi yanlış, kim bilebilir ki?
Veya MİT antetli kağıt kullanılarak Doğu Perinçek tarafından hazırlanmış olsun. Bunu hukuki bir işlemde kullanmadıktan sonra kime ne…
Herkesin evi veya işyerinde bulunan belgelerin hukuki geçerliliği var mı ki, iddianameye konuyor? Türk hukuk sisteminde iddianame yargılama sürecinde yargıçların önüne konulan, sağlıklı karar verebilmeleri için hukuki delillerin mantıki bir sıra ile yer aldığı hukuki bir metindir. La Fontaine masalı olamaz…
Türkiye’de herkes, her gün internet ortamından binlerce belge indiriyor. Yarın bir vatandaşımız Karındeşen Jack’in ifadesini internetten indirir ve bilgisayarında saklarsa; bu O’nun Karındeşen Jack ile işbirliği içinde olduğunu mu gösterecek?
Güngören’i, Selimiye’yi bir kenara koyalım… Evvelki gün DTP eski Genel Başkanı Emine Ayna ayna gibi bir laf etti. PKK’nın askerlerimizi şehit etmeye başladığı, Türk Milletine ve Türk Devletine Savaş açtığı 15 Ağustos 1984 yılının 24ncü yılında “15 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun” dedi.
Acaba, tam Ergenekon yargılama süreci devam ederken bunu da Ergenekoncuların kışkırtması ile mi yaptı?
Acı acı gülüyorum…
Traji-komik dedikleri oyun tarzı bu olsa gerek…
Bazıları ülkemize savaş açmanın yıldönümünü kutlarken, siz bu ilk baskında şehit olan Jandarma Er Süleyman Aydın’ı hatırlıyor musunuz?
Hatırlamazsınız. Zira bu baskınları yapan PKK teröristi Mahsun Korkmaz adına PKK’lılar akademi açarken; biz yıldönümlerinde anmayı bırakın, ilk şehidimizin adını bile unutmuşuz.
Süleyman Aydın, Erzincan’ın Mertekli köyündendi. Şehit olduğunda 22 yaşındaydı. Şehit oluşundan 2 ay sonra babası evladının acısına dayanamayıp vefat etti.
Süleyman Aydın yaşasaydı şimdi 46 yaşında olacaktı. Benden tam bir yaş büyük…
Biz hayali düşmanlarla uğraşırken, adamlar Üsküdar’ı geçmek üzere…
Sedat Onar


Kayıt ol
Yardım


Çoklu Alıntı







