Kapak_son.JPG (45.88K)
Number of downloads: 3
Arapça ve Farsça sözcüklerle, Arapların aruz ölçüsüyle yazılan, tümüyle Araplara öykünen Divan Şiiri'ne karşın halk şiirimiz ve halk şiirinin çok büyük bir bölümünü oluşturan Alevi ve Bektaşi şiiri, sözü, özü, biçimi ile Anadolu'nun şiiridir, halkın şiiridir, halkın diliyle yazılır, halkın sorunlarını dile getirir. Şiirlerde ve Alevi mitolojisinde sık sık geçen simgeler bu gerçeğin en belirgin kanıtlarıdır. Araplar arası bir halifelik savaşımından, Araplar arası bir siyasal erk savaşımından kaynaklanıyor gibi görünse de Bektaşilik ve Alevilik Anadolu'da doğdu, Anadolu'da gelişti. Böyle bir yazın'ın ve şiirin de Arap-İslam'dan değil, Türk-İslam'dan, İslam öncesi Orta Asya Şamanizm'inden ve Antik Anadolu'nun çoktanrılı (Politeizm) inançlarından esinlenmesi doğaldır. Türkmenler Anadolu'ya geldiklerinde bu topraklarda Ortodoks Hıristiyan Rumlar, Bizanslılar, Ermeniler ve az sayıda Musevi Yahudiler de vardı. Özgür, insancıl, reformcu ve rönesansçı tasavvuf felsefeleriyle beslenen Bektaşi ve Alevi şiiri bu azınlıkların inançlarını da dile getirdi, o zamanlar hayli ileri olan Yunan düşüncesinden ve biliminden de yararlandı. Yukarda söylediğimiz sözü bir kez daha yineleyelim: Şiirlerde ve Alevi mitolojisinde sık sık geçen simgeler bu gerçeğin en belirgin kanıtlarıdır. Sayıları hayli fazla olan bu simgelerin bazılarına değinelim.
Geyik Simgesi
Hacı Bektaş Veii'yi bir resminde koltuğunda geyikle görüyoruz.
Halk şiirimizde ve Alevi yazınında en çok işlenen simgelerden biri geyiktir. Kaygusuz Abdal'ın nasıl ozan olduğunu Alevi söylencelerinden izleyelim: Alaiye Sancak Beyi'nin oğlu Gaybı on sekiz yaşında iken ava çıkar. Bir tepenin üstünde gördüğü ahuyu oklar. Kirişten çıkan ok ahunun sol koltuğuna saplanır. Geyik sıçrayıp kaçar, Gaybi Bey at sürüp dağ bayır geyiği izler. Ahu, Abdal Musa Sultan'ın dergâhına girer. Gaybi Bey dervişlerden "buraya yaralı bir ahu geldi, o benim avımdır, verin" diyerek geyiği ister. Dervişler şaşırır, çünkü gerçekten de yaralı bir ceylan görmemişlerdir. Gaybi Bey'i şeyhlerine götürürler. Abdal Musa sorar: "Attığın oku görsen bilir misin?" Gaybi Bey yanıtlar: "Evet!" Abdal Musa, "Bak imdi ger okunu" diyerek kolunu yukarı kaldırır. Gaybi Bey, bakar ki ok şeyhin koltuğuna saplanmış duruyor. Meğer Abdal Musa, Gaybi Bey'e geyik şeklinde görünmüş. Delikanlı şeyhin eteğini öpüp ayağına baş koyar ve tekkeden ayrılmaz. Yıllarca hizmet edip feyz alır, derviş olur. Abdal Musa Sultan ona "Gaybi, tüm kaygılarından kurtulup şimdiden sonra Kaygusuz oldun" der.
Bir de Bursalı Geyikli Baba vardır. Bu efsanevi Türk dervişi Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde Osman Gazi ve Orhan Gazi'nin yanında çeşitli savaşlara katılır. Bursa Osmanlılar'ın eline geçtiğinde, yaşı hayli ilerlediği için kendini tasavvufa verir, Uludağ'da geyiklerle birlikte tek başına yaşamaya başlar, bu nedenle de Geyikli Baba adıyla anılır.
Halk şiirimizde ve Alevi halk ozansık rastlarız. Birkaç örnek vermekle ye-tinelim. Yunus Emre: "Su dibinde mahi ile I Sahralarda ahu, ile I Abdal olup yahu del Çağırayım Mevlam seni."; Pir Sultan Abdal: "Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile/ Dost senin aşkından ben yana yana"; Aşık Veysel: "Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı/ Avlasam çöllerde saz ile seni." diyor.
Türkler Anadolu'ya gelmeden önce de geyiği kutsal sayıyorlardı. Bir Göktürk efsanesinde ak dişigeyiğin deniz ve göl tanrıçası olduğu, ona zarar veren kimse ya da kabilelerin cezalandırıldığı anlatılır. Moğolların gizli tarihine göre Cengiz Han'ın atası olan gökten inmiş kurdun eşi bir dişi geyiktir. Geyik İslam dinince de saygındır. Mevlüt kitaplarının sonunda yer alan Geyiğin Öyküsü'nde yaralı bir geyik Hamza'yı Peygamberin yanına götürür, Hamza bu olay üzerine Müslüman olur.
Anadolu'nun Mezopotamya adı verilen bölgesinde, Dicle ve Fırat nehirlerinin kıyılarında, İ.Ö. 5000-3000 yıllarında yaşayan Sümerler, Akadlar, Babiller, Elamlar ve Asurlular da geyiği kutsal biliyorlardı. Eski Elamlıların tanrıları hayvan şeklindeydi. Sümerler ve Akadlar hayvanların da insan yaşamına benzer bir yaşam sürdüklerine, insan dili konuştuklarına inanırlardı. Bu antik uluslar yok oldular ama onların dinleri ve inançları değişik biçimlerde, varlıklarını sürdürdüler. Hıristiyanlığın önce Anadolu'da ve Yunanistan'da örgütlendiğini, dünyaya buradan yayıldığını biliyoruz. Geyiğin kutsallığı çoktanrılı Anadolu dinlerinden tek tanrılı Hıristiyanlığa da geçti. Abraham Lambs Princk'in büyüyü ve simyayı inceleyen Felsefe Taşı adlı kitabındaki ilginç bir gravürde, ormanda bir geyik ve at vücutlu, geyik başlı ve alnının ortasında tek boynuzu bulunan Licorne adlı masal hayvanını görüyoruz. Hıristiyan simyacıları ve filozoflarına göre geyik ruhun simgesidir.
Geyik, Roma" ve Yunan mitolojisin-de de işlenir. Tanrıça Artemis (Roma'da Diana) başta geyikler olmak üzere av hayvanlarını avcılardan korurdu. Mitolojiyi çok iyi bilen Arthur Rimbaud'nun Kentler şiirinden Tanrıça Di-ana'nın, yani Yunan dilindeki karşılığıyla Artemis'in aç geyikleri emzirerek doyurduğunu öğreniyoruz: "Yukarda ayakları çağlayanın ve böğürtlenlerin içinde geyikler memelerini emiyor Diana'nın."

Giriş
Kayıt ol
Yardım




Çoklu Alıntı


